Yazı kategorisi: BAKARA

(Bakara 4. Ayet) Bazı ayetler zamanla mı aşikar oluyor?

Arapça Metin
وَالَّذ۪ينَ يُؤْمِنُونَ بِمَٓا اُنْزِلَ اِلَيْكَ وَمَٓا اُنْزِلَ مِنْ قَبْلِكَۚ وَبِالْاٰخِرَةِ هُمْ يُوقِنُونَۜ

Türkçe Transcript (*)

Velleżîne yu/minûne bimâ unzile ileyke vemâ unzile minkablike vebil-âḣirati hum yûkinûn(e)

……………………………………………………………………………

Tercüme (Nihai Metin):


Bu Tercümenin Gerekçeleri (Madde Madde):

  1. “Âmenu olurlar” ifadesi, “yü’’minûn” fiilinin hem zamanını hem anlam zenginliğini karşılar.
    • “yü’’minûn” muzari kipte bir fiildir; şimdiki veya geniş zaman anlatır.
    • Bu fiil Arapçadaki أمن (e-m-n) kökünden gelir ve şu anlam katmanlarına sahiptir:
      • Emin olurlar – içsel güven duyar, korkudan uzak bir teslimiyet hali geliştirirler.
      • Teslim olurlar – bir bilgiye veya vahye bilinçli bir şekilde dayanarak kendilerini bırakırlar.
      • Onaylayıp güven duyan olurlar – vahiy ya da hakikatle karşılaştıklarında onu içtenlikle tasdik ederler.
      • Emaneti kabullenen emin kimseler olurlar – sadece vahiy değil, yaşam, sorumluluk, bilgi ve hakikat dahil her türlü emaneti kabul edip yüklenen kimselerdir. Bu ifade, Kur’an’daki şu ayetle desteklenir:”Biz emaneti göklere, yere ve dağlara sunduk da onlar onu yüklenmekten çekindiler, ondan korktular; insan ise onu yüklendi. şüphesiz ki o çok zalim, çok cahildir.” (Ahzab 33:72)
    • “Âmenu” kelimesinin kök anlamları arasında, modern Türkçede kullanıldığı şekliyle “inanmak” fiili yer almaz. İnanmak, Arapçada daha çok “i‘taqada” (kalben kanaat getirmek) köküyle ilişkilidir.
    • “İnanmak” ve “iman etmek” kelimeleri, modern Türkçede genellikle soyut, kişisel ve delile dayanmayan bir kabul anlamı taşır. Oysa Kur’an’daki “âmene” fiili, bilinçli bir güven, sorumluluğu üstlenme ve zamanla doğrulanacak gerçekliğe emanet olma anlamı içerir. Bu nedenle, çeviride ‘âmenu olurlar’ ifadesi, Kur’an’ın kastettiği çok boyutlu anlamı en iyi şekilde karşılar.
    • Aynı şekilde, İngilizce’deki “believe” kelimesi de soyut, sezgisel ve kanıtsız bir inanç anlamı taşır ve Kur’an’daki “âmene” fiilinin aklî ve sorumluluk yüklenmiş yapısını tam yansıtmaz.
  2. “Âhiret” kelimesi dar anlamda ölüm sonrası değil, zamanla birlikte ortaya çıkacak hakikatler olarak yorumlanmıştır.
    • “Ahiret” kelimesi, Arapçadaki أ-خ-ر (sonra gelmek) köküne dayanır.
    • Bu nedenle “ahiret” sadece ölümden sonraki evre değil, zamanla ortaya çıkacak tüm hakikatleri, sonuçları ve gerçekleşmeleri de kapsar.
    • Parantez içindeki “(zaman / zamanla ortaya çıkacak şeyler)” ifadesi bu anlam zenginliğini okuyucuya sunar.
  3. “bi” harfi “ile / birlikte / vasıtasıyla” anlamında yorumlanarak zarf tümleci olarak çevrilmiştir.
    • “Bial-Âkhirah” ifadesindeki “bi”, Arapçada çok yönlü kullanılabilen bir harftir.
    • Burada “ahiret ile” şeklinde çevrilmesi, zamanın gelişiyle birlikte bu bilgilerin açığa çıkacağını ifade eder.
    • “Ahiret” burada bir zarf (tümleç) gibi kullanılarak eylemin zamanla birlikte gerçekleştiğine işaret eder.
  4. “İfade edilen bilgi derecesi ‘yakîn’ seviyesiyle tanımlanarak ‘yakînen bilirler’ şeklinde verilmiştir.
    • “yuqinûn” fiili, delille sabit, şüpheden arınmış kesin bilgi anlamına gelir.
    • Bu, salt inanma değil, zamanla doğrulanmış bilgiye ulaşma seviyesidir.
    • “Yakîn” kavramının tercümede korunması, ayetin epistemolojik derinliğini yansıtmak için gereklidir.
  5. “Onları bilirler” ifadesindeki “onları” zamiri bağlama dayanarak mantıksal olarak yerleştirilmiştir.
    • Ayetin başındaki “sana indirilen ve senden önce indirilen” ifadesi, yakînen bilinen şeylerin kaynağıdır.
    • Aynı zamanda zamanla ortaya çıkacak vahyin doğrulanması gibi gerçeklikler de “onları” zamirine dahil edilmiştir.
    • Bu zamir, cümledeki anlam bütünlüğünü korur ve eylemin nesnesini açıkça ifade eder.
  6. Genel olarak bu tercüme, hem lafzın hem mefhumun dengesini gözetir.
    • “İman ederler” gibi kalıplaşmış ifadeler yerine, hem kök anlamı koruyan hem de zihinsel şïfalık sunan bir ifade tercih edilmiştir.
    • “Yakîn” kavramının aktif ve zamansal kullanımı, Kur’an’ın doğruluk iddiasının zamanla ortaya çıkacağını vurgular.

Sonuç: Bu tercüme, Kur’an’ın kelime köklerine ve fiil kiplerine sadık kalmakla birlikte, anlamını sınırlamadan; iman, bilgi ve zaman üzerinden inşaa edilen bir yakınlaşmayı temsil eder. Geleneksel meallerin darlığını aşarak, Kur’an’ın “yaşanarak doğrulanan bilgi” anlayışını ifade eden felsefesiyle uyumludur.

Yorum bırakın