Yazı kategorisi: En'am

(En’am 124. Ayet) Doğrudan vahiy dahi alsalar inanmazlar mı?

Arapça Metin
وَاِذَا جَٓاءَتْهُمْ اٰيَةٌ قَالُوا لَنْ نُؤْمِنَ حَتّٰى نُؤْتٰى مِثْلَ مَٓا اُو۫تِيَ رُسُلُ اللّٰهِۜ اَللّٰهُ اَعْلَمُ حَيْثُ يَجْعَلُ رِسَالَتَهُۜ سَيُص۪يبُ الَّذ۪ينَ اَجْرَمُوا صَغَارٌ عِنْدَ اللّٰهِ وَعَذَابٌ شَد۪يدٌ بِمَا كَانُوا يَمْكُرُونَ

Türkçe Transcript 

Ve-iżâ câet-hum âyetun kâlû len nu/mine hattâ nu/tâ miśle mâ ûtiye rusulu(A)llâh(i)(m) (A)llâhu a’lemu hayśu yec’alu risâleteh(u)(k) seyusîbu-lleżîne ecramû saġârun ‘inda(A)llâhi ve’ażâbun şedîdun bimâ kânû yemkurûn(e)

✅ EN’AM 124. AYETİN ÇEVİRİSİ

1. 🔠 Gramer Temelli Açıklama

  • لَنْ نُؤْمِنَ (lan nuʾmine):
    Bu yapı, geleceğe yönelik kesin bir olumsuzluk bildirir. Sadece “yapmayacağız” değil, asla olmayacak anlamı taşır.
    • Türkçedeki karşılığı: “asla inanmayacağız / hiçbir şekilde inanamayız”
    • Bu fiilin kalıbı, aynı zamanda zihinsel bir kesinlik içerir.
  • حَتَّى نُؤْتَىٰ (ḥattā nuʾtā):
    • Edilgen muzâri fiildir: “bize verilmiş olsa bile” anlamını taşır.
    • Buradaki ḥattā, yalnızca “… oluncaya kadar” değil, bağlamla birlikte düşünüldüğünde “… olsa dahi” gibi olumsuz sonuç veren beklenti anlamı üretir.

2. 🧠 Bağlamsal ve Psikolojik Yaklaşım

  • Bu kişiler doğrudan şunu söylemiyor:
    “Biz de resuller gibi vahiy almadık, o yüzden inanmayız.” Aksine, ifade ettikleri şey şudur: “Allah’ın resullerine verilenin aynısı bize verilmiş olsa bile, biz yine de inanamayız.”
  • Bu cümle, klasik “inkâr” tarzından ziyade, bir bilişsel yetersizlik veya epistemolojik güvensizlik ifadesidir.
    Yani:
    • “Vahiy gelse bile, onun Allah’tan olduğuna emin olamayız.”
    • “Gaipten gelen bir sesi doğru tanıyamayabiliriz.”
    • “Bu işi biz başaramayız.”
  • Bu zihinsel çöküşe, ayetin devamında verilen cevap doğrudan karşılık verir:

“Allah, risaletini nereye yerleştireceğini en iyi bilendir.”

Bu ifade, şunu gösterir:

  • Risalet herkese uygun değildir.
  • Kimlerin kaldıramayacağı, risaleti bile tanıyamayacağı bilinmektedir.
  • “Asla inanamayız” diyenlerin problemi, resaletin verilmemesi değil, verilse bile onu tanıyamayacak olmalarıdır.

3. 📌 Klasik Meallerdeki “ta ki … verilinceye kadar” İfadesi Sorunu

  • Meallerin çoğu, ayetteki ḥattā edatını “… oluncaya kadar” diye çevirmiştir.
  • Bu da, sanki o kişiler vahyin kendilerine verileceğini umut ediyor veya şart koşuyormuş gibi bir izlenim uyandırır.
  • Hâlbuki onlar, “biz asla inanamayız” dedikleri için Allah’da, “Allah risaletini nereye vereceğini en iyi bilendir” ayeti ile “bu yüzden size değil de Hz. Muhammed’e verdim” diyor aslında.

🧭 “İnanamamak, ebedîlik hükmü gerektirir mi?”

En’âm 6:124. ayette dikkate değer bir durum vardır. Allah’a doğrudan isyan etmekten söz eden değil, “iman edemeyeceklerini” söyleyen bir topluluğun sözleri aktarılır. Bu insanlar şöyle derler:

Asla inanamayız; Allah’ın resullerine verilenin aynısı doğrudan bize verilmiş olsa bile.


🧬 Peki böyle bir “inanamamak”, özrü hafifletir mi?

Bu sorunun cevabı, ayetin sessizliğinde gizlidir. Çünkü:

  • “Aşağılanma” vardır,
  • “Azap” vardır, ama yaptıkları hilelerine karşılık

Allah, bilerek sırt çevirene başka,
şüpheden dolayı geride kalana bambaşka muamele eder.

Çünkü inanmak istemekle,
inanamamak arasında
ince ama keskin bir çizgi olsa gerek.

Yorum bırakın