El-âne ḣaffefa(A)llâhu ‘ankum ve’alime enne fîkum da’fâ(en)(c) fe-in yekun minkum mi-etun sâbiratun yaġlibû mi-eteyn(i)(c) ve-in yekun minkum elfun yaġlibû elfeyni bi-iżni(A)llâh(i)(c) va(A)llâhu me’a-ssâbirîn(e)
Evet, ayette ilginç bir yapı var. Eğer “Allah önce içinizde bir zayıflık olduğunu bildi, sonra yükünüzü hafifletti” dersek, “hafifletme” eylemi bu bilginin sonucu olur. Ancak ayetteki fiil sırası, önce hafifletme eyleminin, sonra bilme eyleminin geldiğini gösteriyor. Bu da hafifletmenin bir sonuç değil, belki bir deneme ya da süreç olduğunu düşündürebilir.
Eğer “bilmek” fiili ikinci sırada geliyorsa, şu olasılık ortaya çıkıyor:
- Allah önce onlardan bir şeyi hafifletti.
- Bu hafifletmenin sonucunda insanların zayıflığını bildi.
Bu bakış açısıyla hafifletme fiili, bir test gibi görünüyor: Allah insanların gücünü ölçmek için bir şeyi azaltıyor ve bu azalma sonrasında onların zayıflığını/zafiyetini “bildiği” belirtiliyor.
Eğer Allah zaten önceden biliyor olsaydı, o zaman cümle şu şekilde olabilirdi:
“Önce sizin zayıflığınızı bildi, sonra sizden hafifletti.”
Ama ayetteki fiil sırası tersine olduğu için bir deneysel süreç vurgusu olabilir: “Önce yük hafifletildi, sonra insanların zayıflığı fark edildi.”
Bu, klasik çevirilerde pek vurgulanmaz ama Arapçadaki fiil sıralamasını dikkate alırsak, farklı bir yoruma kapı açıyor. Eğer bu bir deney süreci gibi ele alınırsa, Allah insanların tepkisini görmek için yükü veya bir şeyi hafifletmiş ve bu eylem sonucunda onların zayıflığını “bildiğini” söylemiş olabilir.
Ama hafiflettiği şey ne olabilir ki bu bir deneme olsun?